Bazı topraklar vardır, üzerlerinde suskunluk değil, haykırış yankılanır. Her karışında bir annenin gözyaşı, bir çocuğun kahkahasız geçen çocukluğu, bir babanın gözleriyle verdiği son mücadele… Filistin, işte tam da böyle bir yer.
Bazen bir haritada küçücük gösterilir, bazen birkaç haberin sonunda geçer adı, kimi zaman yalnızca rakamlarla hatırlanır: şu kadar ölü, bu kadar yaralı… Oysa Filistin bir sayı değil, bir coğrafyadan çok daha fazlası. Filistin, onuru ayakta tutmanın, yere düşen ekmeği bile paylaşmanın adıdır.
Orada yaşamak; bombaların gölgesinde büyümek, bir sabah evinden okula değil, mezarlığa yürümek, göğe baktığında yıldız yerine drone görmek demek. Ama tüm bunlara rağmen, yüzlerinde umudu gömmeyen çocukların memleketidir Filistin. Çünkü onlara ait olan bu toprak, yalnızca üstünde yaşadıkları yer değil, aynı zamanda kalplerinde taşıdıkları mirastır.
Ve evet, orası Filistin halkının toprağıdır. Ne işgal, ne sınır çizgileri, ne uluslararası diplomasi oyunları bunu değiştirebilir. Herkes konuşurken onlar direniyor, izlerken onlar yaşıyor, üzülüyormuş gibi yaparken onlar ölüyor… ama asıl yaşayan yine onlar oluyor. Çünkü hakikatle yaşamak, adaletin tarafında olmak, en büyük hayattır.
Dünya ise yalnızca seyrediyor. Modern çağın ekranlarında acı sıradanlaşıyor. Bir annenin çığlığı, bir çocuğun cansız bedeni artık haber değil, gündem maddesi oluyor. Vicdanlar ise tıpkı o ekranlar gibi siyaha bürünmüş.
Ancak yine de kazanacak olan Filistin’dir. Çünkü onların kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığında, kazanmaktan başka seçenekleri kalmaz. Bizse her şeyimiz varmış gibi yaşayıp, hakikatin yanında duramadığımız her an, insanlığımızdan biraz daha kaybediyoruz.
Asıl kaybeden biziz. Dilsizliğimizle, tepkisizliğimizle, tüketip unutmaya olan eğilimimizle… Onların sırtında taşıdığı o özgürlük yükünü biz, kendi ellerimizle yere bırakıyoruz.
Ama hâlâ geç değil. Çünkü her kelime, her dua, her hatırlayış bir çentik açar zulmün duvarına. Ve belki de en karanlık geceler, en yakın şafaklara gebedir.
Unutmamak gerekir: Filistin bir coğrafya değil, bir vicdan sınavıdır. Ve bu sınavda ya insan kalırız, ya da yalnızca yaşayan bedenler hâline geliriz.
