Geçtiğimiz hafta plan yapmadan çıktım dışarı.
Ne bir rota belirledim, ne de bir amaç. Sadece yürüdüm.
Ama o gün, belki de uzun zamandır yaşamadığım kadar “gerçek” hissettim hayatı.
Köşedeki simitçiyle göz göze geldik. O, yüzümdeki yorgunluğu okudu, ben onun sesinde sabahın enerjisini duydum.
Sonra bir kahveciye oturdum, eski bir müzik çaldı. Şarkının ortasında bir yabancı gelip “bu da benim favorim” dedi, gülümsedik.
İki sokak sonra bir çocuk bisikletle önümden geçti, “merhaba abi!” diye seslendi. Belki üç saniyelik bir selam ama içimde yankı yaptı.
Bunlar çok küçük detaylar gibi gelebilir. Ama inanın, bazen hayatın tadı bu detaylarda saklı.
Gittiğim yerleri değil, orada yaşadığım hisleri hatırlıyorum.
Sokağın kokusu, havanın serinliği, göz göze gelinen insanlar…
Hepsi bende yer etti ve akşam eve döndüğümde hiç düşünmeden şunu yazdım:
“Bugün, içimde bir yerin tozunu aldım.”
Eğer çok dolu hissediyorsan, çok suskun, çok yorgun…
Dışarı çık.
Ama bu sefer acele etmeden. Sokaklar konuşuyor, yeter ki sen biraz yavaşla.


