Hayat, çoğu zaman olmuşlardan değil, olabileceklerden kurulur. İnsan zihni, gerçeklik kadar ihtimallerle de yaşar. Henüz yaşanmamış bir anın ihtimali, bazen yaşanmış onlarca andan daha baskın olabilir. Belirsizlik, hem umut taşır hem de içsel bir yük.
Bazı ihtimaller vardır, içimizde yıllarca yer eder. Onlarla hayal kurar, korkar, erteler, yaşar gibi yaparız. Ve bazen bu ihtimaller, bizi hayattan çok tutar. Ama tutunmakla tutulmak arasında ince bir çizgi vardır.
İşte tam burada şu soruyla karşılaşırız:
İnsanı daha çok ne dönüştürür?
İçinde kök salmış ama gerçekleşmemiş ihtimaller mi?
Yoksa onları gömmek pahasına alınmış cesur kararlar mı?
Bazen bir ihtimali büyütmek, yaşanmamış bir hayatın gölgesinde yaşamaktır.
Ama o ihtimali bırakmak da büyük bir yalnızlığı göze almaktır.
Bu yüzden bu soru basit bir tercih değil; bir varoluş biçimidir.


İhtimaller hayatı şekillendirir, ama cesaretle vedalaştıkların seni özgürleştirir.
Hayatı, içinde büyüttüğün ihtimaller şekillendirir; ama seni asıl özgürleştiren, vazgeçmeye cesaret ettiklerindir.
İçinde büyüttüğün ihtimaller cesaretle sonlandırdığın ihtimallerdir
Belki de haklısın… İnsan en çok yüzleştiği ihtimalleri büyütür içinde. Sürekli düşünür, şekillendirir, olur mu olmaz mı derken o ihtimal bir hayale, bazen bir kurguya dönüşür. Ve sonunda cesaret ederse… Kurduğu o hayali kendi elleriyle söndürür. Ama işte tam da o an özgürleşir.