Bütün mümkünlerin kıyısındayız.
Hayat, bizi her gün biraz daha bu kıyıya getiriyor.
Adımlarımızın izleri bazen geri dönüyor, bazen ileriye uzanıyor; ama ne yana baksak, ufuk çizgisi hep orada.
Kıyı dediğin, aslında bir geçit. Ne tam toprak ne de tam deniz… Ne tamamen güven ne de bütünüyle bilinmezlik. İnsan orada, iki arada bir derede kalır. İçinde bir çağrı vardır; “yola çık” der, “açıl” der. Ama aynı anda bir fısıltı daha vardır: “Kal, bekle, tutun.” Ve biz, çoğu zaman, bu iki sesin arasında suskunlaşırız.
Mümkünlerin kıyısında durmak, bir sınırda beklemek gibidir. Hayal ettiklerin oradadır, adını koyamadıkların oradadır, bazen de korktukların… Bir adım atsan bambaşka bir hayat, bir adım geri çekilsen alışılmışın dar çemberi. İnsanı büyüten de budur aslında: Atamadığı adımların yükü, attığı adımların bedeli.
Deniz, dalgalarıyla hep çağırır bizi. Çünkü mümkün olanın sesi dalgaların sesine benzer: Yaklaşır, çekilir, bir daha yaklaşır. İnsan kalbinde hep bu dalgaları duyar. Bir şey değişsin isteriz, yeni bir kapı açılsın, ufuk biraz daha genişlesin… Ama çoğu kez adımlarımızı tutan görünmez zincirlerimiz vardır. Kimi zaman korkularımız, kimi zaman alışkanlıklarımız, kimi zaman da yanlış bildiğimiz doğrular.
Kıyıda beklemek kolaydır. Çünkü bekleyen, hiçbir şeye henüz başlamamıştır. Başlamayanın kırılma ihtimali de yoktur. Ama unutulur ki kıyıda bekleyen, aynı zamanda varamayandır. Limanda kalan gemi çürümez belki ama hiçbir yere ulaşmaz da.
İşte mümkünlerin kıyısı, tam da bu yüzden kalbin imtihanıdır. İnsana sorar: “Cesaretin mi ağır basacak, yoksa korkuların mı?” Belki de her insan ömründe defalarca bu kıyıya gelir. Kimimiz gözlerimizi kapatır, kimimiz ufka bakar, kimimizse hiç dönüp bakmadan geçer gider.
Ama bir hakikat var:
Kıyı, sadece sınır değildir. Aynı zamanda başlangıçtır.
Mümkünlerin kıyısında duran her kalp, aslında kendi iç denizini seyreder. Belki açılmaya cesaret edemese de, içindeki dalgalar bir gün kıyıyı aşar. Çünkü hayat, bizi daima bir sonraki ihtimale çağırır. Ve hiçbir dalga, sonsuza kadar kıyıda oyalanmaz.
“Eğer kıyıdaysak, hâlâ bir sefer ihtimali vardır. Çünkü yolculuk, suya açılmakla değil, kalbin yönünü seçmesiyle başlar.”



Peki biz gerçekten kıyıda mıyız? Yoksa kıyının hayalini mi seyrediyoruz?
Belki de biz, kıyıda değil; kıyıya varma hayalinde oyalanıyoruz.