Bir insan neden gider? Belki bir kapıyı sessizce kapatıp kendi hikâyesine yol almak ister. Ama gidiş, sadece gidenin değil; geride kalanların da hayatına dokunan bir kırılmadır. Umutlar eksilir, hayaller yarım kalır. Kaçışın ardında kalan sorular ise çoğu zaman cevapsızdır.
Gönül izinden aramalı bazı insanları,
Umutlarımızı alıp çalmamalı…
Peki eksilmekle kalır mı sadece? Hisler kaybolur mu öylece? Belki de insan insana gerçekten şifadır; fakat bunu söylemek bile bazen boğazımıza düğümlenir. Hayat bize gül bahçesi sunmaz; yalnızca gül yetiştireceğimiz toprağı hazırlar. Biz kalemi tutarken, bazen üstümüzü çizenler de olur.
Konuşmak yetmez çoğu zaman. İçine atarsın, dışa vurmak istemezsin. Hani bir gün gelir de sadece ağlamakla yetinirsin ya; işte bugün öyle bir gün.
Sorguya çekilmeli ansızın gidenler,
Ya da bir ömür müebbete boyun eğmeli…
Çünkü bazen gidenler sadece uzaklaşmaz; arkasında, içinde en çok sevdiğin yanını alıp götürür. Ve sen, geriye kalan boşlukta tek bir şeyi öğrenirsin:
“Gidişler iz bırakır… Ve o iz, bazen bütün bir hayatı susturur.”



Her satırı içime işledi… Gidenin ardından kalan sessizlik bazen en gürültülü çığlık oluyor. Ve evet, gidişler susturuyor; çünkü bazı kelimeler, geride kalanlarda hep eksik kalıyor.